Anneannemin anısına...
Bugün benim için, hatta herkes için, ağır bir konudan bahsedeceğim. Bunun için yakın zamanda izlediğim iki filmi seçtim. Belki diğer klasik yazılarım gibi olmayacak bu yazı. İki filmi de not almadan izledim. Belki es geçtiğim birsürü nokta, tema olacak. Unuttuğum birsürü detay... Ama bu yazı daha çok "yas" temalı. İki filmin yası nasıl ele aldığını tartışacağım.
Son zamanlarda bu konu üzerine çok düşünürken buldum kendimi. Tabii çok da rastlantısal değil bu. Yakın zamanda anneannemi kaybettim.
Ani bir ölümdü. Her ölüm ani gerçi, sanırım.
Bugün benim için, hatta herkes için, ağır bir konudan bahsedeceğim. Bunun için yakın zamanda izlediğim iki filmi seçtim. Belki diğer klasik yazılarım gibi olmayacak bu yazı. İki filmi de not almadan izledim. Belki es geçtiğim birsürü nokta, tema olacak. Unuttuğum birsürü detay... Ama bu yazı daha çok "yas" temalı. İki filmin yası nasıl ele aldığını tartışacağım.
Son zamanlarda bu konu üzerine çok düşünürken buldum kendimi. Tabii çok da rastlantısal değil bu. Yakın zamanda anneannemi kaybettim.
Ani bir ölümdü. Her ölüm ani gerçi, sanırım.
Bir iş gezisinden dönerken izledim Sırat'ı. Filmi daha önce duymuştum. Fragmanını da izlemiştim. Kızını arayan bir babanın öyküsü olduğunu biliyordum. Küçük oğluyla birlikte çöllerdeki müzik festivallerinde dolaşarak kızını arayan bir baba... Sanırım üzücü bir film olduğunu tahmin ediyordum ama bu kadar da beklemiyordum. Uçakta iş arkadaşlarımın yanında şaşkınlığımı ve üzüntümü gizleyerek hayatımda izlediğim en yıkıcı filmlerden birini izledim. Bu cuma günüydü.
Pazartesi sabahı anneannemin haberi geldi.
Peki Sırat niye bu kadar sarsıcıydı?
Çok aniydi. Veda edemeden karakterlere birbir yitiriyorduk her birini. Ne kadar telaşlansan da, kontrol etmeye çalışsan da, geri getirmeye çalışsan da, çaresizdin... O güçsüzlük hissi: elin kolun bağlı...
Sırat çok ağır bir filmdi. Gerçekten Sırat Köprüsü'nden geçermiş gibi bir histi.
Üstelik Fas'ta geçtiği için İslami ögeler de barındırıyordu. Zaten filmin adından da belli. Sırat bir İspanyol filmi olmasına rağmen Doğu'nun, İslam'ın yasını anlatıyordu. Ölüm yıkıcıydı. Çaresizdi. Aniydi.
Baba kızını arıyordu. Aslında bulunmak istemeyen birini. Bu amaç uğruna sahip olduğu diğer değerli şeyleri, ailesinin geri kalanını kaybetti.
Sırat'ı izledikten sonra yazı yazasım gelmedi. Sanki öyle yoğun ve derindi ki ne yazsam yetmezdi. Benim de aklımda binlerce soru işareti vardı. Ben ne izledim şimdi? Bu filmin anafikri ne? Ne anlamalı?
Hemen ardından anneannemi kaybedince film hakkında düşünmeye devam ettim. Ama bu sefer de bu konu üzerine düşünmek için çok erkendi. Bu konu çok üzücüydü. Kişiseldi.
Ankara'nın Karşıyaka Mezarlığı, o sıcakta, tıpkı Fas'taki bir çöl gibiydi. Defnedilirken okunan ağıtlar, imamın okuduğu dualar da tıpkı Sırat'ta karakterlerin bulduğu küçük kulübedeki televizyondaki Kabe görüntüleri ve ezan gibiydi. Hala bilmiyorum neden bir İspanyol yönetmen bu kadar İslami ögeye yer vermişti. Ama benim tecrübem, ailemin yası hissedişi çok benzerdi. Çaresiz, geri dönülmez ve çok yıkıcı. Ani, veda edemeden...
Geçen gün Netflix'te izleyecek bir şey ararken "His Three Daughters"a denk geldim. Yine izlemek istediğim bir filmdi. Ama hazır mıydım, emin değildim. Denedim yine de.
Hasta babalarının son anlarında yanında olmak için normalde çok yakın olmayan, başka yerlerde yaşayan üç kız kardeşin New York'taki küçük bir apartman dairesinde bir arada yaşamak zorunda olması hakkındaydı.
Ölüm bekleniyordu. Ölüm hikayenin en başından beri bir parçasıydı. Tehlike değildi. Bilindikti, gelecek olandı. Kaçınılmazdı. An meselesiydi.
Asıl konu yaşamaktı. Ölüm, bir ömre vedaydı. Yaşananlara... Anılara... Son bir bakıştı. Ölen de kendi yaşadıklarına övgü dolu bir tiratla veda ediyordu.
Evet, belki bir hayat sona eriyordu ama kalanlar yaşayacaktı.
Ölüm gerçekti. Beklendikti. Orada, içerdeki odadaydı. Yanı başımızda. Ölümle paylaştığımız o duvarın diğer tarafında hayat devam ediyordu. Yeni anılar vardı. Gelecek planları...
Küslükler yerini barışlara bırakıyor, yanlış anlaşılmalarsa yüzleşmelere dönüşüyordu. Hayat varsa umut vardı.
Neredeyse 5 sene önce Hollanda'ya taşındığım için duygularımı arada bir yerlerde yaşamaya başladım. Ne Doğu ne Batı. Hepsinden biraz biraz.
Anneannemin ölümü sarsıcıydı. Ama hayat bir yandan da devam ediyordu.
Aniydi ama bir yandan da tahmin edilebilirdi.
Bir ömür bitti. Yeni anılar için fırsatlar tükendi. Ama eski anılara, en azından bildiklerime, dönüp bir baktım ben. Anneanneme öyle veda ettim. Bildiğim kadarıyla ömrünü yazdım defterime. Tıpkı His Three Daughters'ta babanın ölmeden önce yaptığı gibi. Yaşamak ne değerli! Hiçbir ömür yeterli değil. Kısa. Kaçta biterse bitsin, keşke daha uzun olsaydı.
Filmlere dönecek olursak... Ben ikisini de çok beğendim.
Yasın doğru yolu yok. Benim yasım her iki filmin yası ele alışının bir karmasıydı.
Eğer şu an hassas bir döneminizdeysiniz bu filmleri izlemenizi önermem. Özellikle Sırat'ı. Ama mental olarak hazırsanız yas üzerine düşünmeye, her iki filme de şans verin bence.
Sırat'ın yönetmen koltuğunda Oliver Laxe oturuyor. Kendisi yazarlardan biri aynı zamanda. Diğeri de Santiago Fillo. Sırat yas haricinde başka felsefi sorgulamalar da yapıyor. Çok düşünerek yaşamak, anksiyete, her şeyi kontrol etmeye çalışmak, dünya meselelerinden uzaklaşmak için sahte bahaneler oluşturmak gibi... Hayat bir mayın tarlası ve ancak bunu düşünmeyi bırakırsak karşıya geçebiliriz. Aynı zamanda bir masal gibi Sırat... Karakterlerimizin çölde Fas'tan Mauritania'ya doğru yolculuklarını izliyoruz. Sanki Mauritania büyülü bir yer gibi. Her şeyin düzeldiği ve hatta en nadir görülen Akdeniz foklarının olduğu sihirli bir lokasyon. Film aynı zamanda destinasyon mu yoksa yol mu sorgulamasına da giriyor. Kahramanlarımız her şeye rağmen yaşamaya devam etmek zorunda. Film 2025 Cannes Film Festivali'nden Jüri Ödülü ile döndü. Oyunculuklar inanılmaz başarılı. Özellikle babayı canlandıran Sergi López ve Estaban'ı canlandıran Bruno Núñez Arjona inanılmaz performanslar sergiliyorlar.
Kesinlikle duygusal açıdan çok ağır bir film. O yüzden mental açıdan uygun olduğunuzda izleyin.
His Three Daughters izlemesi çok daha kolay bir film Sırat'a kıyasla. Bence izlemesi keyifliydi. Özellikle babanın veda sahnesini çok sevdim. Bu filmin hem yönetmeni hem de yazarı Azazel Jacobs. Carrie Coon, Natasha Lyonne ve Elizabeth Olsen'ın oyunculukları da oldukça başarılı.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler! Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder